Planlama ve gelecek

author

EMİN KORAMAZ

2021.11.05 08:16

8 Kasım Dünya Şehircilik Günü, 1950 yılından bu yandan her ülkede tasarlama sorunlarının tartışıldığı gün olarak kabul ediliyor.

Ülkemizde 1977 yılında seminerlerle başlayan faaliyetler, her sene düzenlenen kolokyumlarla ve 5 yılda bir düzenlenen Türkiye Şehircilik Kongreleri ile meslek alanının en önemli etkinliği durumuna geldi.

TMMOB Şehir Halkı Plancıları Odası tarafından 6-10 Kasım 2021 tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek 9. Türkiye Şehircilik Kongresi’nin belli başlı teması “Planlamanın Birikimi, Zemini, Ufku” başlığını taşıyor.

PLANLAMANIN ÖNEMİ

Birbiri ardına karşılaştığımız felaketlerin, bugüne ve geleceğe dair hiçbir planımızın olmadığını gösterdiği bu dönemde “planlama” üzerine göz önünde bulundurmak yaşamsal derecede kayda değer görünüyor.

Mühendis, mimar ve şehir plancılığı iş disiplinlerinin müşterek faaliyetlerinden birisini oluşturan planlama, kayıtlı bir amaca ulaşabilmek için gerekli etkinlikler hakkındaki düşünme sürecidir. Bu süreç ise yaşanabileceklere ve ihtiyaçlara dair öngörüye dayanır.

Düş gücü ve bilimin buluşmasıyla ortaya çıkan bu öngörüler, insan evriminin, medeniyetin ve modernleşme sürecinin temelinde yatar. Kendi geleceği üzerine göz önünde bulundurmak, kendi başına gelebilecekler üstüne fikir yürütmek ve buna yerinde hazırlıklar gerçekleştirmek insanlığı öteki canlılardan ayıran esas unsurlardan biridir. Bu anlamıyla tasarlama, geçmişin birikimiyle ortaya meydana çıkan bugünü, yarınlara bilimle ve bilinçle bağlama etkinliğidir.

Tüm insanlığın kendisinin ve dünyanın geleceği üzerine daha fazla düşünmesi gerektiği bir dönemden geçiyoruz. İklim değişikliği, çevre kirliliği, doğal afetler, kuraklık, su sorunu, kıtlık, göç, sefalet, salgınlar gibi küresel sorunlar, dünyamızın ve ortak yaşamımızın geleceğini tehdit eden noktaya ulaşmış bulunuyor.

Kapitalizmin insan yaşamını ve doğayı değil sayan sömürü düzeni, insanlığı bir uçurumun kıyısına değin getirdi. Bizlerin senelerdir dile getirdiğimiz, dikkat çekmeye çalıştığımız böylece fazla tehdit, bugün artık gerçeğe dönüşmüş durumda.

Dünyayı bu ışık halkası getirenler ekonomileri sarsılmaya başladığı andan itibaren nihayet tehlikenin büyüklüğünü ve yakınlığını ayrım etmişe benziyorlar.

31 Ekim’den bu yandan İskoçya’da Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı devam ediyor. 1995 yılından bu yandan düzenlenen bu konferansta öncelikle bu sene iklim değişikliğini rahatlatmak bazı tedbirlerin alınması için bir mekanizma kurulması hedefleniyor.

Bildiğiniz gibi bizim ülkemizin Cumhurbaşkanı, yeterli sayıda makam arabulucu kullanmasına müsade verilmediği için bu etkinliğe katılmadı. Cumhurbaşkanı’nın bu tutumu bile bu konferansın ciddiyeti ve katılımcıların samimiyeti konusunda fazla şey anlatıyor.

Bizim Cumhurbaşkanı’nın kırmızıçizgisinin makam arabaları olduğunu görmüş olduk ama belirlenmiş olun makam arabası olmasa bile tüm devletlerin iklim değişikliği ve çevre konularında kendilerine ait bir kırmızı çizgisi var. O da anapara çıkarları.

Hiçbir ülke insanlığın müşterek çıkarları ve dünyamızın geleceğini sermayedarların, para babalarının, yatırımcıların çıkarları önüne koymuyor.

KAMUCU PLANLAMA

Bu eğri kavrayış, bu yanlış öncelik sırası baş altında edilmeden bugün yüz yüze olduğumuz sorunların çözülmesi, gelecekte bizi bekleyen tehditlerin bertaraf edilmesi mümkün yok.

Sermayenin çıkarları yerine kamusal çıkarı, sosyal adaleti, eşitliği ve doğanın korunmasını önceleyen bir gösterme açısını egemen kılmadan içinde sürüklendiğimiz karanlık tablodan çıkmak muhtemel görünmüyor.

Bu öncelikler, tasarlama fikrimizin ve pratiğimizin temelini meydana getirmek zorundadır. Toplumumuzu şekillendiren ekonomi politikaları, sanayileşme adımları, sosyal politikalar, şehircilik politikaları, tarım politikaları, afet politikaları, yerel yönetim politikaları, göç politikaları, çevre politikaları ve aklınıza gelen tüm kamusal politikaların bu görünüm açısıyla biçimlendirilmesi gerekiyor.

Neoliberal politikalar uzun yıllardan bu yana, kamuya ait olan her şeye ve kamuculuk fikrine aleyhinde sistemli bir savaş yürütüyor. Bu savaşta doğayı, toplumu ve insanlığın müşterek geleceğini savunmamız gerekiyor. “Kamucu Planlama” bu mücadelede bizim en büyük aracımız durumundadır. Bu anlayışı her alanda büyüteceğiz.

Yorum yapın