Geçersiz eski insan ruhu

author

BÜLENT ARTIST

[email protected]

2021.11.03 09:20

G20’nin gündemi pandemi ve iklim krizi oldu. Belgeselci David Attenborough konuşmasında, “Zaman çabucak tükeniyor, eğer anında harekete geçmezsek uygarlığımız yok olabilir” dedi. Greta Thunberg ve diğer aktivist konuşmacılar da ‘manâsız konuşmalar’a son verip harekete geçilmesiyle ilgili çarpıcı konuşmalar yaptılar.

HOŞGÖRÜ İLKESİNİN ÖTESİ

Freud’un ‘Şimartma İlkesinin Ötesinde’ adlı kitabında yazdıklarına bakarak biliyoruz ancak (bu arada kitabın / makalenin yayımlanışından bu yandan 101 sene geçmiş, 1920’de..) canlı organizma kendi varlığını korumaya karşın kendisine ne değin narsisistik yatırım yaparsa, kendi sonunu kolaylaştırdığının ya da hızlandırdığının da pek az farkında olan olur. Geçen yazıda nefret edilen şey ya da gerilim türünde film ve dizilerdeki artıştan bahsetmiştim. Bu korkunun, 2000’lerden bu yandan yapılan yayınlarda sıklıkla dile getirilen narsisizm salgınıyla bir ilgisi olduğu düşünülebilir. Kişi, kendisine ne değin narsisistik yatırım yaparsa ölüm korkusu da o denli artar ve bu nefret onu daha artı kendisine narsisistik yatırım yapmaya teşvik eder. Tüketim toplumunun bireyleri tecrit edercesine yalıtmasının nihai sonucu böylesi yıkıcı bir kısırdöngü. Devletlerin iklim krizine karşın önlemler alması, şüphesiz fazla önemli, lakin esas çözüm kapitalizmin yarattığı bu kültürel ve varoluşsal krize yönelik politika ve örgütlenmelerin çeşitlenip güçlenmesinde…

NARKISSOS VE ÖLÜM

Narsisizmin ölümle ilişkisi, mitolojideki Narkissos hikâyesinde de vardır, tanrıların öfkesini üzerine çeken Narkissos, nehir kenarına geldiğinde kendi görüntüsüne hayran hayran bakar ve gözlerini alamadığı kendi güzelliği karşı aç ve susuz kalarak eriyip gider. Patolojik olmayan narsisizm, kişinin yaşamını sürdürmesini ve güçlenmesini sağlarken, patolojik tarafa geçtiğinde yıkıcılaşır ve yalnızlaştırır. Uygarlığın kendi sonunu hazırlayan yıkıcılığı, bu açıdan benzer.

Baudrillard’ın ‘Tüketim Toplumu’ adlı kitabı, bu açıdan çarpıcı tespitlerle doludur. Tüketim toplumunda kişinin kendisini beğenmesi özendirildiğinden bahsediyordu Baudrillard; bu durumun kendisini beğenirse başkalarınca beğenilme şansına ulaşılacağı ön kabulüne dayandığını. Kendinden memnun olma ve kendini yeniden sonuç, medya ve reklam aracılığıyla kişinin kendisine döner diyordu, birey böylelikle zahmetsizce tekrar çıkarılır. Yalnızca diğerleriyle ilişki değil, insanın kendi kendisiyle kurduğu ilişki de tüketilen bir ilişki haline gelir. Kişisel gelişim endüstrisinin geldiği nokta da bunu gösteriyor. Kitapçıların artık baş köşelerini ‘kişisel gelişim kitapları’ tutuyor, insanın ruhunu da tasarlayıp markalaştırabildiği bir bölge…

UZAYDA SÜZÜLEN İNSANLIK

Bu durumun şöyle bir yanı da var, hatta belki de umutlanılacak bir yanı: İnsana dair eski formlar ve kalıplar bundan böyle çürüdüğü için kişisel gelişim arzusu güçlenmiş durumda. Uzayda süzülen bir insanlık var bundan böyle, eski insan ruhu geçersiz kılınırken bu durağan dünyanın sarsılarak kendisine gelmesinden başka bir yolu kalmadı. Freud’un ‘Zevk İlkesinin Ötesinde’yi yazdığı yıllarda, savaş sonrası Avrupa’da da işsizlik ve sefalet çok artmıştı, milyonlarca birey savaşta ölmüştü, Covid’e benzeşen İspanyol Gribi, 1918 ile 1920 aralarında bütün dünyayı etkisine almış ve yeniden milyonlarca kişinin ölümüne neden olmuştu. Bütün bu yıkımın içinde libidinal enerjinin yaşama dönük olarak hayal gücünü ateşleyebildiğini biliyoruz. O yıllar bununla beraber her anlamda devrimlerin yaşandığı yıllardı ve tekrar o yıllar benzer şekilde, kitlelerin korkuyla ve narsisistik bir arzuyla popülizme ve faşizme de yöneldiği ve İkinci Dünya Savaşı’nı hazırlayan yıllardı. Acilen de benzer iki akıntı dünyanın her yerinde karşı karşıya. Umutsuzluğun ve umudun ötesinde bir bakışa gereksinim var bugün, geçmişin tuzaklarına düşmeyen…

Yorum yapın