Cumhuriyetin kutlanacak neyi kaldı demeyin, kültürü yaşıyor hâlâ

author

ÜNAL ÖZMEN

[email protected]

2021.10.29 07:24

Cumhuriyeti ve cumhuriyetin başarısını çoğunlukla ürettiği fiziki değerlerle ölçüyor, anıyoruz. “Demir ağlarla ördük Anayurdu dört tekrar” satırına sığdırdığımız dokuma, şeker, demir-çelik, sırça, çimento, kâğıt, yağ, mühimmat ve tütün sanayi; tersaneler, elektrik üretim tesisleri, maden işletmeleri, yollar, köprüler ve barajlar onu yapı edenlerin, üretenlerin yok bundan böyle.

Cumhuriyetten kalan bütün bu maddesel miraslar onu devirmek üzere örgütlenmiş karşıtlarına anapara oldu. Geriye Doğru bir tek “Cumhuriyet Kültürü” kaldı; satılamıyor, yıkılamıyor, teslim alınamıyor…

Cumhuriyetin kültürü tarikatların, vakıfların, medyanın, resmi/gayri devlete ait milis güçlerin, siyasi partilerin, üniversitelerin saldırısına karşı tıpkı Kızılderili şefi gibi kendini savunuyor. Cumhuriyetin ayakta kalan tek kurumu kültür olmasına karşın “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür” sözünü galiba böylece geçerli bulmuyoruz. Fakat kaybedilen fiziksel ve manevi değerlerin geri kazanılabilmesi cumhuriyet kültürünün savunulmasına, korunmasına, hayatta kalmasına bağlıdır.

“Cumhuriyet Kültürü” ya da “Ulusal Kültür”, kültürü, kültürün en güçsüz halkası olan gelenek-görenek, örf, adet ve inançlardan ibaret sananların tersine yurttaşlar topluluğu olan halk değerlerini açıklama eder. Cumhuriyet, insanı dingin (pasif) kul olmaktan kurtarıp, değiştiren ve dönüştüren kültür öznesi yaptı. İnsan, öznesi olduğu, üretimine katıldığı kültürün Et Balık Kurumu binası gibi yıkılmasına, herhangi bir devlet kurumu gibi ele geçirilmesine izin vermiyor. Saldırganlar, sapını altmış derecelik açıyla toprağa gömüp bekleyen şefin mızrağına kuşbaşı gibi diziliyor.

Tarikatların, cemaatlerin, şeyh ve şıhların fetvasına ve hatta vefat riskine rağmen bayan, kazandığı konumu koruyabiliyor; aşı karşıtlığı toplumda karşılık bulmuyor. Dini simge ve simgeler, örneğin bütün ihtişamına karşın camiler, onları yapan/yaptıran ve içinde ibadet edenler için zeka kültürel anlam ifade etmiyor. Fetvalar kültürel normlar karşısında etkili olamıyor. Sonunda imam çıkıp, olabilme şansı varmış da stratejik ya da taktik hataları engelmiş gibi “Eğitim ve kültürde başarılı olamadık” aramak zorunda kalıyor. Niçin başarısız olduklarını anlayamıyor. Hâlbuki kültürel savaşın kültür üreticileri aralarında olduğunu, kendilerinin kültür üretiminde bulunamadıklarını bir algılama edebilse başarı şansları olmadığını da anlayacaktır.

İster sanat, ister zihniyet gelişimi, ister fiziki manevi üretim, isterse de bütün bunları kapsayan üretim, tüketim ve yaşam tarzı olarak ele alalım kültürün mutlaka somut bir altyapısı olduğu görülür. Herhangi bir üretimde bulunmayan, defalarca tüketen, gözü çalıp çırpmada olan Marx ve Engels’in deyimiyle “toplumun döküntüsü, firesi” lümpenler kültür üreticisi olamaz.

Kültürün özerk bir sosyal kurum olması nüfuz alanına giren herkesi etkiliyor: Kültürel üretime katılanlar özerkleşiyor, ahenk sağlayamayanlar pasifleşiyor, çatışmaya girenler keza kaybediyor keza yozlaşıyor. Seçimden ve toplumun seçim hakkını kullanmasından nefret eden, totaliter özlemlerini her fırsatta açığa vuran kişinin meşruiyetini seçimde seslenmek zorunda kalması, ona bu çelişkiyi yaşamak zorunda bırakan kültür karşısındaki yenilgisidir. Şıhın bürokrat gibi sırtını devlete yaslamadan ayakta duramaması; cemaatlerin taraftar toplayabilmek için iş ve emekçi bulgu kurumu gibi örgütlenmesi; hayır kurumu olduğunu iddia eden dini vakıfların bağış toplayamadığı için sus payı almak zorunda kalması ise yozlaşma, kültürel dönüşüme bacak uyduramayanların kendini serseriliğe vurmasıdır.

Cumhuriyetin kutlanacak neyi kaldı demeyelim; kurumları dağıtılmış, idareli değerleri talan edilmiş olsa da kültürü yaşamaya devam ediyor. Toplum, dinin diliyle yok de her şeye karşın yargısını hukuk, ilişkilerini laiklik, tercihini demokrasi diliyle ifade ediyorsa kutlamaya değerinde çok şeyler var demektir.

Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun…

Yorum yapın